Haberler

Selçuk Yöntem Gonca Vuslateriyi nasıl keşfetti?

Selçuk Yöntem Gonca Vuslateriyi nasıl keşfetti?
Reklam Alanı

Bakışlarıyla, tavırlarıyla kendine verilen rolü adeta yaşıyor, ete kemiğe büründürüyor. Hürriyet Cumartesi jürisi tarafından geçen hafta ‘ekrandaki en iyi kadın oyuncu’ seçilen Gonca Vuslateri oyunculuğu ve hayatıyla ilgili bilinmeyenlerini anlattı.

Hürriyet Cumartesi jürisi doğrulusunda ‘ekrandaki en iyi kadın oyuncu’ seçildiniz. Ne hissettiniz?

  • Sabah 08.00’de sete gidiyordum. O sabah Kerem Görsev “Gurur duydum, çok duygulandım, muhakkak birinciliği hak ediyordun” diye mesaj attı. Daha ne gazete almış ne de sosyal medyaya bakmıştım. Set aracını kullanan arkadaşa “Ben birinci seçilmişim, nerede, haberiniz var mı?” diye sordum. Onun da şimdilik haberi yoktu. Google’a girip ‘Gonca Vuslateri birinci, nerede’ yazdım… (Gülüyor). Sonra Kerem Abi “Hürriyet Cumartesi’de” dedi. Hemen eşimi arismim. O kadar duygulandı ki ağladık. Yönetmenimizden, yapımcımız Fatih Aksoy’dan onurlandıran mesajlar aldım. Hürriyet Cumartesi bir sabah tüm yaşama bakışımı, motivasyonumu değiştirip bana inanılmaz bir şey kattı. Gururlandım. Hayatımdaki üç kırılma noktası; Gülse (Birsel), Gani (Müjde) ve Müjdat (Gezen) Hoca’nın hakkımda yorum yapmış olması da beni çok etkiledi.

Canlandırdığınız ‘Şule’, hem ekranın en sivri karakteri hem de bir nefret objesi… Siz ona dışarıdan bakınca ne görüyorsunuz?

  • Şule özeleştiri yapan biri değil. Alacağı eleştiri çok net. Mutluluk körü. Hayat enerjisini karanlıktan alıyor. Esasında kötü değil ama sığınma ve erk olarak kuvveti şefkatten değil, ‘Cengiz’ (Dizide ‘Şule’ karakterinin eşi) gibi bir adamdan alıyor. Bu da bir tercih. Ve bunu oynamak benim amacıyla büyük zenginlik. Örneğin bazı durumlarda “Şule bu hareketi de yapmaz bundan sonra” diyorum. İnanamıyorum. Sonra bir bakıyorum hikâyeye çok girmişim.

Böyle rolden çıkamadığınız vakitler var mı?

  • Bu dediğin rahatsızlığa girer. Ama ağır sahnelerden sonra içimden gülmenin gelmediği, eve gidip uyumak istediğim vakitler oldu.

Sosyal medyada karaktere bir sürü ağır laf yazıyorlar, sokakta reaksiyon nasıl?

  • Hiç kötü reaksiyon almismim. Aksine yolda görüp sarılan çok oluyor. Sonuçta karşılaştıkları, hata da yapsa bir anne.

Evet, çocuğunu çöp torbasına koyup çöpe atan bir anne.

  • Ama aynı vakitte ‘Zeynep Öğretmen’le (Cansu Dere) karşılıklı bir masaya oturup, “Bu defterde senin adın namacıyla yazıyor, namacıyla benim ismim yazmıyor” diye ağlayan ve bunu sorgulayan bir anne. Gerçekten çok acayip!

Sizi en çok o sahne mi zorladı?

  • O sahnede bardağa vurduğumda elimi kestim. 18 dikiş atıldı. Sonra “Seti bundan sonra keselim” dediler. Ama ben o duyguya bir daha giremem diye sete döndüm ve tamamlismim. O gün boynum da çıksa o sahneyi çekecektim.

Böyle etkili bir ‘kötü’ karakteri yaratırken rehberiniz neydi?

  • Hayatımda çoğu şeyi konservatuvarda öğrendim ama bir oyuncuya fısıldanabilecek asli şeyleri 9 yaşımdan beri esasen bana fısıldıyorlar.

Nedir onlar?

  • Kendini doldur. Kitap okumak mı? İnsan teması mi? Hata gerçekleştirme mı? Benim amacıyla başıma gelen her şeyi not alabilmek yaşamın en büyük eğitimi. Ben de her anımı bilirim. İçimde bana “Gonca bu anı sakın unutma” diyen bir ses var. Bu yüzden önüme gelen rolde evvelce kendi not defterime bakarım.

‘Anne’nin hikâyesinin odağında şiddet ve istismar var. Toplumda da şiddetin giderek arttığını görüyoruz…

  • Bu role başladıktan sonra derim çok hassaslaştı. Okuduğum her haberde gazeteyi tutamıyorum, parmaklarım yanıyor. Şiddetle alakalı hiçbir şeyin mantıklı açıklaması yok. Ama şaşırtıcı bir şiddete düşkünlük var.

Neden dünya bu noktaya gidiyor?

  • Cevabım çok kolay gibi durabilir ama; eğitimsizlik. Toplum içersinde davranmayı, baba olmayı, anne olmayı bilmiyoruz. Hiçbir şey bilmeden panik durumda büyüyoruz. Bu panik duygusu bizi şiddetlendiriyor, hiddetlendiriyor. Taciz, kadına karşı şiddet, çocuk gelinler hepsi çoğalıyor. Ülkeler de birbirleriyle anlaşamıyor. Eğitim srandardı daha düşük yerlere bakalım; çocuklar ufak yaşta derhal oyuncak silaha sarılıyor. Neden? Çünkü sarıldığımız şey gerçekte emniyet ihtiyacı.

Siz anne olmayı düşünüyor musunuz?

  • Çok istiyorum ama 2019 gibi. Evliliğin dördüncü yılı sanki uygun.

Evliliğiniz bir seneyi geçti. Evli olmak sizde neleri değiştirdi?

  • Güzel bir şey başardık. Birbirimizin işine kuvvetine karışmıyoruz. İkimizin de bir sistemi var. Onun ayrı, benim ayrı uykusuz dünyalarımız oluyor. Eşim Burak (Ertoğan), ‘Kösem’ ve ‘Vatanım Sensin’de çalışıyor. Akşamları iş ve dizileri konuşuyoruz.

Aşk ve tutku biçim değiştirdi mi?

  • Hayır. Biz kırmızı renkte biraraya gelip evlenen, tutkulu, şarap kadehlerinin havada kırıldığı bir çift olmadık.

Nasıl bir çift oldunuz?

  • Aramızda şefkat vardı. İtalya’da bir gün trende giderken birbirimize söylediğimiz; “Birbirini bulan iki sokak çocuğunun aynı ateşte ısınması gibi bir beraberliğimiz var” sözü mottomuz oldu. Onun dışında çok hayallerimiz var. Çocuk, seyahat, müzik… Burak çok iyi bir müzisyen aynı vakitte. Beraber güzel bir albüm hayalimiz var. Çünkü dünyanın neresine gidersek gidelim yanımıza alacağımız tek şey müzik.

Eşinizde sizi etkileyen neydi?

  • Hastalandıysam ya da bana rastgele bir şey olduysa hali o yönetir. Aramızda sekiz yaş var ve o yaşamı yaşam sürdürmek konusu ile alakalı çok daha tecrübeli. Bizim amacıyla mühim olan saygı. İleride ne olursa olsun yaşamımızda bir şey olduğunda öteki onun yanısıra bitecek.

“Modern ama yaşamın tokadını yemiş bir aileydik” demişsiniz. Nasıl bir hikâyeydi sizinki?

  • Annem ev hanımıydı, boşandıktan sonra çalışmaya başladı. Babam astsubay. Orta birinci katagoride annem ve babam ayrıldı. Ben ve ablam annemle kaldık. Ama ben ‘babacı’ bir çocuktum, babamla görüşmeye devam ettik.

Anneniz iki kız çocukla nasıl bir mücadele verdi?

  • O devre yaşadıklarını Shirley MacLaine’in ‘Sevgi Sözcükleri’ filmindeki karakterine benzetiyorum. Sürekli çalıştı, koşturdu, çocuklarını iyi karakterler olarak yetiştirmeye çalıştı. Çok okuyan bir kadındı. Ona hayranlıkla büyüdüm.

Ne vakit “Oyunculuk benim mesleğim olacak” dediniz?

  • Ben demedim, annem dedi. İlkokuldayken eve geldim, “Öğretmen herkese ‘Ne olacaksın’ diye sordu, ben ne olayım?” dedim. Annem de “Tiyatrocu ol” dedi. Bir-iki hafta sonra Ediz Hun’un bir konuşmasına gittik. O kadar hayrandım ki onun saçlarını beyazlamış görünce ağlamaya başlismim. “Ölecek mi?” diye sordum. Annem “Tiyatrocu olursan hiç ölmezsin” dedi. Ve tiyatrocu olmaya bu tür karar verdim.

Peki o karardan sonra her şey kolay mı ilerledi?

  • Her devreim zorluklarla geçti. Bunu da mağduriyet olarak anlatmıyorum. Hâlâ da öyle, vakit vakit zorluklar çekiyorum; ekonomik sıkıntılarım, gerçekleştiremediğim hayallerim oluyor. Hâlâ bazı durumlarda rolümle alakalı sıkıntılar yaşıyorum. Tedirginliklerim var. Ama tedirginliğimden çok mutluyum. Çünkü şayet halkı kazanmışsam anlattığım hikâyeler hayat boyu anlatılır, simit de satsam bana tekrar “Bu kız oyuncu” derler diye düşünüyorum. Benim tek amacım kendime ‘oyuncu’ dedirtmek.

Parasızlık yaşadınız mı?

  • Türkiye’nin her konumunu gezip çalıştım, beyaz eşya tanıtımında balon şişirme işi bile yaptım. Örneğin yazları Bodrum’da boynuma tepsiyi asarak içecek satardım. Bir gün Selçuk Yöntem gördü. Daha dizilerde oynamıyordum. Enerjimden anladı sanırım, “Oyuncu musun?” diye sordu. Sırtım o kadar çökmüştü ki tüm içecekı aldı. O gün bugündür de babam gibi. Müjdat Hoca’yla da bir anım var. 17-18 yaşımda okulda yatıp kalkıyordum. Bu yoklukla savaşamayacağımı düşündüm bir gün, Müjdat Hoca “Ben sana bu hakkı vermiyorum” diye masaya vurdu. Bir daha açlık aç olmama düşünmeden yalnızca sanatı düşünerek işimi yaptım.

Bir devre açıklamalarınız ve paylaşımlarınız daha cesurdu. Ne değişti?

  • Son beş-altı yılki durgunluğumun namacıylai gündem ve Türkiye’nin kendisi.

Neden?

  • Çünkü bir oyuncu olarak şayet gelecekte bana sanatçı denmesini istiyorsam pozisyonumu çok iyi belirlemeliyim. Bence bana düşen, biraz sakin olmak. Kimsenin ateşini harlamak ya da ateşe bir odun daha atmak değil. Toplumda bir öfke, bir enerji var. Onun amacıyla ben de sakinleştim.

Bir röportajınızda “Dışarıdan çok agresif, deli, etkileşim konusu ile alakalı insanların zorluk çekebileceklerini düşündüğüm bir kadınım” demişsiniz. Nedir bu algının namacıylai?

  • Karşımdakinin o sırada bana garip baktığını düşündüğüm anlar oldu, o yüzden öyle bir açıklama yaptım. Orası benim amacıyla dışarısı oluyor. Ama tam tersi sevdiğim ve tanıştığım insanlar, bana senin baktığın gibi bakıyorlar. Bu da benim amacıyla içerisi.

Serde delilik var mı?

  • Kökte delilik var.

O kökler nereye dayanıyor?

  • Büyükbabaannem Atike Hanım’a. Beni ona benzetirler. Ağzım, dilim, mizahım… Onun vefatından evvelceki iki seneyi beraber geçirdik. O Sakarya Harekâtı’nı yaşamış, Atatürk geçecek diye kapısını süsleyen, Atatürk geçtiğinde “Hiç de yüzüme bakmadı, bir kırıldım ki sorma” diyen bir kadındı. Çünkü ona âşıktı. Öyle de vefat etti.
Reklam Alanı

Yazar Hakkında

Admin

Yorum Yaz

Yorum yazmak için tıklayın

Ne Düşünüyorsun?